Saudalf the Grey

A pirate’s life for me

Mordor

Mayıs 6th, 2010 by Saudalf the Grey

Orta Dünya’nın güneydoğusunda yer alan, kuzey-güney sınırları arasındaki mesafe 576 km, doğu-batı sınırları arasındaki mesafe 805 km olmak üzere yaklaşık 281.622 km²’lik büyük bir bölgedir. Bu bölgenin kuzey sınırında “Ered Lithui” (Kül Dağları) (Mountains of Ash) sıra dağları, batı ve güney sınırında “Ephel Dùath” (Gölge Dağları) (Mountains of Shadow) sıra dağları olmak üzere 3 tarafı dağlarla çevrili doğal bir kale görünümündedir. Mordor’un doğusunda Rhun, güneyinde Harad, güneydoğusunda Khand, batısında ise Gondor bulunmaktadır.

Bölgenin güneydoğusunda bir iç deniz olan ve Sindarin dilinde “Üzgün Su” anlamına gelen “Nùrnen Denizi” (Sea of Nùrnen) bulunmaktadır. Aslında denizden ziyade göl olan Nùrnen’i 4 adet küçük akarsu beslemektedir. Bu gölün/denizin yakın çevresi Mordor’un en verimli bölgesidir ve bu bölgede kölelerin çalıştığı pek çok sayıda tarla bulunmaktadır. Burada çalıştırılan köleler “Yüzük Savaşı” (War of the Ring)’ndan sonra Kral Aragorn (King Elessar) tarafından serbest bırakılmışlardır.

Mordor’un ana girişi Kül Dağları ile Gölge Dağları’nın  birleştiği ve Mordor’un kuzeybatısında bulunan “Udûn Vadisi” (Valley of Udûn)’de bulunmaktadır. Bu bölgede, Kül Dağları ve Gölge Dağları’nın bitiminde,  “Narchost” ve “Carchost” olarak bilinen iki kule bulunur. Bu kuleler Güneşin 2. Çağında İnsanlar ile Elfler arasında kurulan ve “Son İttifak” (The Last Alliance) olarak adlandırılan birlikteliğin Sauron’u mağlup etmesinden sonra Sauron’un bir daha Mordor’a geri dönmesini engellemek amacıyla Gondor tarafında yapılmıştır. “Towers of the Teeth” olarakta isimlendirilen bu kulelerin arasında ise “Cirith Gorgor” isimli geçit bulunur. Bu geçidi kapatan kapı ise “Morannon” yani “Kara Kapı” (The Black Gate) olarak adlandırılır. Kulelerden çıkan 2 dağ sırası, Kara Kapı ile bu dağ sıralarının birleştiği “Isenmouthe Geçidi” arasında kalan ve küçük bir vadi olan Udûn Vadisi’ni oluşturmuştur. Bu vadinin iki yanındaki dağ sıralarının yamaçlarında çok sayıda Orc kampı bulunmaktadır. Bu kamplarda bulunan Orclar Kara Kapı’yı korumakla görevlidirler. Vadinin batı kesiminde, Kara Kapı ile Isenmouthe Geçidi arasında “Durthang Kalesi” (The Castle of Durthang) yeralmaktadır. Narchost ve Carchost Kuleleri gibi bu kalede Sauron’un Mordor’a girişini engellemek amacıyla Gondor tarafından yapılmıştır.

Mordor’a diğer bir giriş ise Gölge Dağları üzerinde, Kara Kapı’dan yaklaşık 145 km uzaklıkta bulunan “Morgul Vadisi” (Morgul Vale) üzerinde bulunan “Morgul Geçidi” (Morgul Pass)’dir. Morgul Vadisi Mordor’un “Ithilien” ‘e açılan kapısıdır. Çok dar bir vadi olan Morgul Vadisi’nin ortasından geçen bir yol ve bir nehir bulunur. Vadinin kuzey kesiminden geçen bu nehire önceleri “Ithilduin” (Ay Nehri) (River of the Moon) ismi verilirken Mordor’un Sauron’un kontrolüne geçmesinden sonra ise “Morgulduin” (Kara Büyü Nehri) (River of Black Sorcery) olarak adlandırılmıştır. Bu nehir Orta Dünya’nın en büyük nehri olan “Anduin” (kelime anlamı “Uzun Nehir” olmasına rağmen ortak lisanda “Ulu Nehir” olarak adlandırılmıştır)’in bir koludur. Vadinin güney kesimindeki dağ yamacında büyük bir kule bulunur. Bu kule güneşin 2. çağında, 3320 yılında Mordor’u gözlemek amacıyla Gondor kralı Isildur tarafından “Minas Ithil” (Ay Kulesi) adıyla yapılmıştır. Bu kulenin karşısına, Anduin nehrinin diğer tarafına “Minas Anor” (Güneş Kulesi) adıyla bir kule daha yapılmıştı. Böylece Mordor tehdidine karşı gerekli önlemi aldığını düşünen Gondor, 3. çağın 2000. yılında Witch-King (Cadı Kral)’in Sauron’un geri dönüşünü hazırlamak için Mordor’a ani ve çok büyük bir kuvvetle gelmesiyle bu düşüncelerinin ne kadar gerçek dışı olduğunu anladı. 2 yıl süren kuşatma sonucu 2002 yılında Cadı Kral Minas Ithil’i ele geçirdi. Anor ve Gondor Birleşik Krallığı’nın başkenti konumundaki ve Minas Ithil ile Minas Anor kuleleri arasında kalan “Osgiliath” ‘ta çok büyük kayıplar verildi. Minas Ithil’in Witch King tarafından ele geçirilmesinden sonra kule isim değiştirerek “Minas Morgul” (Büyü Kulesi) ismini alırken, Minas Anor’a ise Minas Tirith (Muhafız Kulesi) ismini alarak Minas Morgul’un Orta Dünya’ya çıkışını engelleyen en büyük düşmanı olmuştur. Minas Morgul’un önünden akan Morgulduin nehrinin üzerinden karşı tarafa bulunan “Morgul Yolu” (Morgul Road)’na kuleyi bağlayan, başında çirkin insan ve hayvan heykelleri bulunan büyük bir köprü vardır. Minas Morgul kuruluş yeri olarak hem vadiye giriş çıkışı kontrol eder hem de işgali çok güç bir konumdadır.

Ama Morgul Vadisi’nde kontrolden kaçmaya yarayan bir geçit daha vardır. En az Morgul Yolu kadar tehlikeli olan bu geçide vadinin kuzey kesiminde kalan küçük, gizli ve çok dik “Cirith Ungol Merdivenleri” (The Stairs of Cirith Ungol)‘nden tırmanarak ulaşılır. Merdivenlerin sonunda ise “Shelob’un İni” (Shelob’s Lair) olarak adlandırılan karanlık, dolambaçlı, pis ve uzun bir tünel vardır. “Shelob” (Dişi Örümcek) bu tünelde yaşayan, “Valinor’un İki Ağacı” (Two Trees of Valinor)’nı “Melkor” ‘un emriyle yok eden “Ungoliant” ‘ın yavrularından Orta Dünya’da kalan sonuncusudur. Yavruları “Kuyutorman” (Mirkwood)’da yaşayan Shelob’un Mordor’a nasıl ve neden geldiği bilinmemektedir. Sauron’la aralarında bir ittifak olmamasına rağmen, Shelob tünelden geçmeye çalışanlara taze et muamelesi yaparak tünelin kullanılmamasını sağlar ve buna karşılık Sauron ise işine yaramayan tutsaklarını tünele atarak Shelob’u besler. Shelob’a takılmadan tünelden çıkıldığında ise karşımıza “Cirith Ungol Geçidi” (Örümcek Geçidi) (Pass of Cirith Ungol) ve bu geçidi koruyan “Cirith Ungol Kulesi” (Tower of Cirith Ungol) çıkar. Bu kulede, Cirith Ungol Geçidi’ni korusun diye Gondor tarafından siyah taştan yapılmıştır. Witch-King, Minas Anor’u kuşatmadan önce bu kuleye saldırıp ele geçirmiş ve Minas Anor kuşatmasını bu kuleden yönetmiştir. Cirith Ungol Geçidi’nde tam kotrol sağlayan bu kule Mordor’a girişteki son engeldir.

Gölge Dağları’nın içi kesiminde, Morgul Geçidi ile Kara Kapı arasında, sivri ve keskin kayalardan oluşan, yüksek uçurumların bulunduğu bir tepelik bir bölge vardır. Bu bölgeye “Morgai” adı verilmiştir. Az sayıda küçük ve zehirli akarsuyun bulunduğu bu bölgede çarpık ağaçlardan, yabani otlarda ve böğürtlen çalılıklarından başka birşey yetişmez.

Morgai’den aşağıya inildiğinde uçsuz bucaksız gibi görünen büyük, verimsiz bir ova ile karşılaşılır. “Gorgoroth Plâtosu” (Plateau of Gorgoroth) olarak adlandırılan bu yer, hiçbir bitkinin yetişmediği ve suyun bulunmadığı ölü topraklardır. Gorgoroth’un yüzeyi kül, kaya parçaları, zehirli gazlar tüten krater ve yarıklarla kaplıdır. Plâtonun ortasında, Kara Kapı’dan 145 km uzaklıkta, tepesinden lavların aktığı yaklaşık 1350 metre yüksekliğinde tek bir dağ yükselir. Orta Dünya’nın tek aktif volkanı olan bu dağa Sindarin dilinde “Orodruin” (Yanan Ateş Dağı) (Mountain of Blazing Fire) yada “Amon Amarth” (Hüküm Dağı) (Mount Doom) denmiştir. Bu dağdan çıkan gazlar Gorgoroth’ta havayı neredeyse nefes alınmayacak kadar çok zehirlerken, püskürttüğü küller güneşin görülmesini imkansız hale getirir. Dağın doğu kesiminden girilen ve dağın merkezine ulaşılan “Ateş Odaları” (The Chambers of Fire) olarak adlandırılan bir giriş vardır. Sauron “Tek Yüzük” (One Ring)’ü 2. çağın 1600. yıllarında dağın gücü ile kendi gücünün büyük bir kısmını kullanarak burada yapmıştır. Ateş Odaları’ndan dağın içine girildiğinde, dağın kalbi olan “Kıyamet Çatlağı” (The Crack of Doom) ile karşılaşılır. Burası Sauron’un gücünün kaynağı olarakta bilinir. Yüzüğün yapıldığı yer olan burası aynı zamanda yüzüğün yokedilebileceği tek yerdir.

Hüküm Dağı’nın yaklaşık 50 km doğusu, Kara Kapı’nın ise 160 km güneydoğusunda Sauron’un kulesi olan “Barad-dûr” (Kara Kule) (Dark Tower) (Kara Lisanda ise Lugbùrz olarak adlandırılır) bulunur. Kuleye biri Kara Kapı’dan, diğeri ise Hüküm Dağı’ndan olmak üzere 2 farklı yolla ulaşılır. Sauron, güneşin 2. cağının 1000. yıllarında krallığı için Mordor’u seçmesinin ardında başladı kulenin yapımına. Güneşin 2. çağının 1600. yıllarına gelindiğinde kulenin yapımı ile Tek Yüzük’ün yapımı aynı anda bitmişti. Kule yapımında demir, son derece sert taşlar kullanılmış, kapıları saf çelikten yapılmıştır. Tek Yüzük’ün yapımından sonra, Sauron yüzüğün gücünü kullanarak kulesini güçlendirmiş ve Tek Yüzük yokedilmeden yokedilmesi imkansız hale getirmiştir. Orta Dünya’ya hükmetme isteğinde olan Sauron, hakimiyetini altındaki toprakları büyütmek için güneşin 2. çağının 3262. yılında “Numenor Kralı Ar-Pharazon” ‘a meydan okumuş ve uzun yıllar yapılan savaşların ardından mağlup olmuştur. Esir düşen Sauron, Numenor’a götürülüp hapsedilmiştir. Burada Numenorluları “Valar” ‘a karşı kışkırtan Sauron amacına kısa sürede ulaşıp Valar’ın  Numenor’u yok etmesiyle tutsaklıktan kurtulmuştur. 3320 yılında Barad-dûr’a geri dönen Sauron Orta Dünya’yı elegeçirme planlarına kaldığı yerden devam etmiştir. Planları istediği gibi gitmeyen Sauron, Elfler ile İnsanların birleşmesini engelleyemez ve 3434 yılında bu ittifaka mağlup olur. “Isildur” tarafından parmağından kesilip alınan Tek Yüzük, Sauron’un fiziki bedeninin yokolmasına neden olmuştur ama Isildur yüzüğü Kıyamet Çatlakları’nda yoketmediği için ruhu yok olmamıştır. Sauron’un mağlup edilmesinden sonra Barad-dûr yıkılmıştır. Ama Sauron’un ruhu gibi Barad-dûr’da Tek Yüzük’e bağlıdır ve yüzük yokedilmediği için kulenin temelleride yokedilememiştir. 3. çağın 2951. yılında tekrar Mordor’a dönen Sauron Barad-dûr’u tekrar inşa etmiştir. Tekrar Orta Dünya’da hakimiyet kurmak isteyen Sauron, 3019 yılında “Frodo Baggins” ve “Samwise Gamgee” tarafından gizlice Kıyamet Çatlakları’na getirilen Tek Yüzük, “Gollum” ve Frodo arasındaki dövüş sırasında Gollum ile birlikte Kıyamet Çatlakları’na düşmüştür. Bu düşüş hem Sauron’un hemde Barad-dûr’un sonu olmuştur.

Kaynak:

http://www.tuckborough.net/mordor.html

http://www.glyphweb.com/Arda/default.asp

Barış Akarsu

Ekim 2nd, 2007 by Saudalf the Grey

Yarışmayı kazandığında askerdeydim, izleyemedim bilemedim seni. İlk defa Kumla’da tv de Yalancı Yarim isimli dizede karşılaştım seninle. İtiraf etmeliyim ki bu kim yaa dedim ilk başta. Bir garip gelmiştin ilk gördüğümde gözüme, alışılmadıktın. Sonra diziyi takip etmeye başladım, planlarımı diziye göre yapıyordum bir süre sonra. Albümünü dinlediğimde yeni bir star doğmuşda haberim yokmuş dedim. Ama sen bunların tadına varamadan gittin aramızdan. Kaza haberini duyduğumda kalakalmıştım. Son ana kadar dualarımı esirgemedim senden ama malesef yeterli olmadı aramızda kalman için. Çok geç tanıdım ve çok erken kaybettim seni. Huzur içinde yat Barış Akarsu, mekanın Cennet olsun.

Not: İçimden geldiği gibi ve hiçbir düzeltme yapmadan yayınlıyorum bu iletiyi. Çünkü düzeltme yapmak için artık çok geç.

Tuana’m

Ekim 1st, 2007 by Saudalf the Grey

Seni çoook seviyorum Tuana. Canımdan çok seviyorum. En güzel rüyalarımdasın, en güzel düşlerimdesin. En güzel anlarım seni düşünürken geçiyor. İpeksi saçlarını ellerimde hayal ediyorum, güzel kokunla ciğerlerimi doldurduğumu düşünüyorum. Başını göğsüme yaslayıp uyuduğunu düşlüyorum, yatağının yanına oturup uyanana kadar seni izleyeceğim günün hayalini kuruyorum. Seni ne kadar çok sevdiğimi ne sen ne de bir başkası tahmin edebilir. Belki beni senden daha çok sevenler kıskanacak bu sevgimi ama ben yinede seni sevmekten vazgeçmeyeceğim benim henüz doğmamış biricik kızım, Tuana’m.

Yalnızlık

Eylül 10th, 2007 by Saudalf the Grey

Geçen hafta hastalandığımda farkettim ne kadar yalnız olduğumu. 120 metrekarelik evin içinde yapayalnız kıvranıp durdum. İnlemelerim evin boşluğunda yokolup gitti. Nane-Limon yapayım dedim kendime ama halsizlikten başında bekleyemedim. Beklemediğim için gücendi galiba bana ve taşıp ocağı mahvetti. 1 hafta ocağı temizlemedim ki her gördüğümde ne kadar yalnız olduğumu anlayayım diye. Dostlarım vardı belki ama yinede yalnızdım işte. Bu yalnızlıkta aslında istediğimin başka şey olduğunu daha net anladım. Ama işin garibi önemli olan benim anlamam değildi. Beni yalnızlığımda yalnız bırakan herkese teşekkür ederim…

Uçmak için kanat şart mı?

Ekim 31st, 2006 by Saudalf the Grey
İnsan kanatları olmadan uçabilir mi hiç??? Gözlerimi kapattığımda ve kendi düşler alemime daldığımda uçabiliyorum oysa kanatsız. Gerçekte olmaz biliyorum ama gerçek ne demek? Neye göre, kime göre gerçek? Belki bana göre benim hayallerim gerçek. Ben senin hayallerine karışmıyorum ama. Düşümde bile olsa uçmak çok güzel. Zaten düşler her zaman daha güzeldir, en güzeldir. Yapabileceklerinin sınırı yoktur. İstersen ejderhadan güzel Prensesi kurtarırsın, istersen hiç tanımadığın bir uçumurumun kenarına çadırını kurup sessizliğin tadını çıkartabilirsin. Özgürsündür, herşeyi düşünmekte özgürsündür. İstersen at kendini o dipsiz bucaksız uçurumdan. Nasıl olsa bir düş, ölmeyeceksin. Düşlerimi seviyorum. Gerçek!! hayattan çok farklı bile olsa düşlerim beni hayata bağlıyorlar. Hayat zaten kötü bir düşten ibaret… Hiçbir şeyin yolunda gitmediği kötü bir düş. Keşke hayatta düşlerimdeki gibi olsa.. Gerçi bu da mücadeleden kaçmak demek. En iyisi böyle devam etsin.

Bıkmak ama neden?

Ekim 25th, 2006 by Saudalf the Grey
Bıktım… Ama neden? Bende bilmiyorum neden bıktığımı tam olarak. Belki herşeyden bıkmışımdır, belki de hiçbir şeyden bıkmamışımdır. Neden aklım bu kadar karışık ki?? Canım hiçbir şey yapmak istemiyor sanki. Nefes almak bile zor geliyor. Sahi hala neden nefes almaya devam ediyorum ki? Niye yaşamaya çalışıyorum ki hala? Yaşamak, ne için? Kendim için hiçbir zaman yaşamadım ki zaten. Hep birileri için yaşadım. Ama hep geride kalan ben oldum. Peki bu halde neden yaşamaya devam etmeliyim? Hiçbir nedeni yok..

Ama bugün değil…

Ekim 18th, 2006 by Saudalf the Grey
Ne kadar monoton yaşıyorum. Hep aynı şeyler. Sabah iş, akşam evde internet. Başka birşey yapmaz oldum. Aslında yapmakda istemiyorum genelde ama sıkılıyorum yine de. Bu durum daha ne kadar sürecek hiç bilmiyorum. Bir türlü toparlayamıyorum kendimi. Her gece aynı kabus. Neden, nasıl bu hale geldim hiçbir fikrim yok. Hayat yaşamaya değer mi? Kaçıp gitmek istiyorum buralardan. Ve birgün gideceğim eminim. Ama bugün değil…